mevsimler geçti,günler,saaatler bu bekleyişler neden bitmedi.?
ilerlemeye başlıyorum zannediyorum.Nereye kadar gelmişim acaba ?diye arkama dönüp baktığımda yerimde saydığımı farkediyorum.
ilerleyen tek şey zaman,zaman içerisindeki pişmanlıklarım..
Mutlu mesut insanlar görmeye tahammülüm kalmamış gibi sanki..
eskiden böyle değildi bencilleştim mi acaba? diye kendimi bitap düşürecek düşünceler arasında kaybolmaya başladım şimdilerde..
insanın gülümsemesini görünce,esen rüzgarda,açan çiçekte,güzelliği görüp mutlu olan-ruhu ısınan bir kızdım..
içimi kış bahçelerine çevirenlere selam olsun..
ama sıkıntıları dertleri gönderen rabbimin hatırına benim için güzel günlerin olduğunu da umarak katlanmaya devam ediyorum, bu yalan dünyaya,yalan insanlara,yalan sevdalara..
en kötüsü ama en kötüsü sizin hep yanınızdaymış gibi görünen ama aslında olmayan tipler.
bu insanlar öyle ilginçler ki en aciz olduğunuz zamanlarda sizleri kozalarına saran kelebekler gibi sarıp vakti gelmeden de kozadan çıkaran kanatlarınızın oluşmasına müsade etmeden uç şimdi özgürsün diyen tipler..
hani daha basitçesi
''seviyormuş'' gibi yapıp sevmeden giden tipler..
sizi ikili denklemlerde bırakan..
kalbinizi hoppp ettirip havalara uçurup sonra tutmayan yere düşüren..
ahh diyorum vahh diyorum ......
ama unuttukları bir şey var elbette
ne yaşattıysanız onu yaşamadan,neyi kınadıysanız başınıza gelmeden ölmezsiniz diyen peygamberin sözü..
ne diyelimmm
belkide tuzla buz ettiğiniz insanların kalplerinin sızısı içinizi kaplarda bir nebze anlarsınız bu dramı..
muhabbetle**
şeker portakalı
28 Haziran 2015 Pazar
26 Nisan 2015 Pazar
hep sonradan..
Bugüne Ahmet Kaya'nın şarkısıyla başlamak varmış diyorum..
♫ hep sonradan..
içerisinde,insan özünün,tüm safiyane duygularını anlatan nadir şarkılardan.
''♫ hep sonradan gelir aklım başıma hep sonradan sonradan..♫ ''
gerçekten de böyle değil mi? nedense olayların içerisinde olduğumuz vakitler aklımıza o durumu sorgulamak hiç mi hiç gelmiyor.yetmezmiş gibi birde gerçek olmasını istediğimiz şeylere inanmak, gerçekleri kabullenmekten daha kolay geliyor hepimize.
Hep aynı yerden yara almak,karşındaki insana bir şans mı vermektir?
yoksa kendini kandırmak,tamir edilmesi gerekeni ortalıkta savunmasız bırakmakmıdır?
bu iki soruya bir türlü cevap veremiyorum ne hikmetse..
gelgitler arasında kalmak ruhuma en zor gelen durumlardan.hani elinizi uzatacak kadar yakın olduğunuzu sandığınız,yaklaştıkça uzak olduğunuzu anladığınız o anlar vardır ya bu gelgitlerin temel nedeni o anlar işte.elbet de bunu da yine elimizi uzattıktan sonra anladığımız gerçeği var.ne lanetli kelime şu ''sonra''..insanın acizliğini anlatıyor bir nevi.olayların akış sırasını bilemediğimiz gibi,yaptıklarımızın sonucunu da ön görme yetimiz oldukça az.ancak canımız acıdığında anlayabildğimizdurumlar var.ki bazen canımız acısa bile yapmaktan geri duramadığımız şeyler var..
yara kabuklarını koparmak..
geçmekte olanı tekrar eşelemek ve kanattırmak.
insanın bunu yaparken ki beklentisi nedir hiçbir zaman anlamadım.
ne yaraya faydası var,ne yaranın sahibine/sahibesine..
♫ hep sonradan..
içerisinde,insan özünün,tüm safiyane duygularını anlatan nadir şarkılardan.
''♫ hep sonradan gelir aklım başıma hep sonradan sonradan..♫ ''
gerçekten de böyle değil mi? nedense olayların içerisinde olduğumuz vakitler aklımıza o durumu sorgulamak hiç mi hiç gelmiyor.yetmezmiş gibi birde gerçek olmasını istediğimiz şeylere inanmak, gerçekleri kabullenmekten daha kolay geliyor hepimize.
Hep aynı yerden yara almak,karşındaki insana bir şans mı vermektir?
yoksa kendini kandırmak,tamir edilmesi gerekeni ortalıkta savunmasız bırakmakmıdır?
bu iki soruya bir türlü cevap veremiyorum ne hikmetse..
gelgitler arasında kalmak ruhuma en zor gelen durumlardan.hani elinizi uzatacak kadar yakın olduğunuzu sandığınız,yaklaştıkça uzak olduğunuzu anladığınız o anlar vardır ya bu gelgitlerin temel nedeni o anlar işte.elbet de bunu da yine elimizi uzattıktan sonra anladığımız gerçeği var.ne lanetli kelime şu ''sonra''..insanın acizliğini anlatıyor bir nevi.olayların akış sırasını bilemediğimiz gibi,yaptıklarımızın sonucunu da ön görme yetimiz oldukça az.ancak canımız acıdığında anlayabildğimizdurumlar var.ki bazen canımız acısa bile yapmaktan geri duramadığımız şeyler var..
yara kabuklarını koparmak..
geçmekte olanı tekrar eşelemek ve kanattırmak.
insanın bunu yaparken ki beklentisi nedir hiçbir zaman anlamadım.
ne yaraya faydası var,ne yaranın sahibine/sahibesine..
12 Nisan 2015 Pazar
8 aylık boşluk
8 aylık boşluk gibi görünse de aslında öyle değil elbette.bu süreçte sadece mevsimler geçmedi.gönlümden geçenler,aklımdan geçenler,yanımdan geçip gidenlerin sayısını hesaplayamıyorum..
Öncelikle Her güne yeni bir bilgi sığdırmaya çalıştım.ÇAlıştım diyorum başardım diyemiyorum zaten..
yeni insanları tanımaya başladım.onların dünyalarına misafir oldukça kendi dünyamı tartıp yoklamadığım zamanlar olmadı değil.bazen özendiğim ama genelde kendi halime çokça şükrettiğim zamanlardı bunlar.insan her gün her ay farklı rueti hallere sahip.bu süreçte hayatta yapmam dediklerimi de yaptım kesin yaparm dedikerimi de hiç yapmadım.her ne kadar Rabbimce olgunluk yaşı 30-3 arası görünse de kendimce bir giriş yaptığımı düşünüyorum.artık bundan sonrasında zamanla çıkacağım olgunluk mertebesine ..adım adım..
bu süreçte birde sabretmeyi öğrendim ki sürekli sınandığım bir konu.kişisel olarak hepimiz sabırsız.ama artık şehirce,ülkece,dünyaca sabırsız olduğumuzu düşünüyorum.bakalım Rabbim sonumuzu hayr eylesin.ne olursa olsun ne yaparsak yapalım dönüp dolaşıp elleri bağladığımız acizliğimizi hissettiğimiz boynumuzu büküp gözlerimizi semaya diktiğimiz ortak payda da buluşuyoruz zaten.yeterki Yunus emre'nin güzel sözünü zerreciklerimize kadar işletip dimağımıza yapıştıralım ''YARADILANI SEV,YARADAN'DAN ÖTÜRÜ''
Huşu ve muhabbetle.
Öncelikle Her güne yeni bir bilgi sığdırmaya çalıştım.ÇAlıştım diyorum başardım diyemiyorum zaten..
yeni insanları tanımaya başladım.onların dünyalarına misafir oldukça kendi dünyamı tartıp yoklamadığım zamanlar olmadı değil.bazen özendiğim ama genelde kendi halime çokça şükrettiğim zamanlardı bunlar.insan her gün her ay farklı rueti hallere sahip.bu süreçte hayatta yapmam dediklerimi de yaptım kesin yaparm dedikerimi de hiç yapmadım.her ne kadar Rabbimce olgunluk yaşı 30-3 arası görünse de kendimce bir giriş yaptığımı düşünüyorum.artık bundan sonrasında zamanla çıkacağım olgunluk mertebesine ..adım adım..
bu süreçte birde sabretmeyi öğrendim ki sürekli sınandığım bir konu.kişisel olarak hepimiz sabırsız.ama artık şehirce,ülkece,dünyaca sabırsız olduğumuzu düşünüyorum.bakalım Rabbim sonumuzu hayr eylesin.ne olursa olsun ne yaparsak yapalım dönüp dolaşıp elleri bağladığımız acizliğimizi hissettiğimiz boynumuzu büküp gözlerimizi semaya diktiğimiz ortak payda da buluşuyoruz zaten.yeterki Yunus emre'nin güzel sözünü zerreciklerimize kadar işletip dimağımıza yapıştıralım ''YARADILANI SEV,YARADAN'DAN ÖTÜRÜ''
Huşu ve muhabbetle.
30 Ağustos 2014 Cumartesi
şimdiki
klavye kahramanlarından oldum bende.
unuttum eski sayfa kokularını,elime mürekkep bulaşmasını.
ama artık içimden sözlerimi dokundurmak gelmiyor o temiz sayfalara.
eskiden hayallerimi yazardım satırlarca,sayfalarca.
şimdiyse yazamıyorum çünkü hayallerimi kirlettiler..
bazı şeyler onunla başlamıştı.
onunla bitmeliydi.
ama bitemedi..
sahi : sayfalarca,düzinelerce,binlerce,tonlarca,zilyonlarca yazsam geçermi içimdeki bu "hiç"lik duygusu ?
bilemiyorum "keşke bilebilseydim" dediklerimin arasına giriyor bu sorununda cevabı.
insan yıkılıyor.
yıkılmıyor değil.
herkes bir gün herhangi biri tarafından yıkılacak elbet.
önemli olan bu yıkılışa değecek birini bulmak...
önemli olan bu yıkılıştan beraber kalkabilmek..
Kalkabildik mi peki ?
HAYIR..
işte o zamandan sonra sessizce seccademi alıp tevekkül etmem gereken Rab geliyor aklıma..
zaten ne zaman üzülsek o zaman aklımıza geliyor bizi yaratan
zaten ne zaman üzülsek o zaman açığa çıkıyor içimizde gizlemeye çalıştığımız benliğimiz.
ayetlerin manasını anca bu zamanlarda kavrayabiliyorum
"ben size şah damarınızdan daha yakınım"
Ya RABBİM diyorum ben bile bilemiyorken sen biliyorsun beni,içimden geçenleri..
'ben.. ben.. ben..' diye inlerken benliğim
hüznüm tarafından ele geçirilmişken dimağım
senin ayetlerin sarıyor fanilerin açtığı yaralarımı
o zaman anlayabiliyorum
SEN'den başka her şey geçici..
ellerimden tut Allah'ım
beni bana bırakma..
unuttum eski sayfa kokularını,elime mürekkep bulaşmasını.
ama artık içimden sözlerimi dokundurmak gelmiyor o temiz sayfalara.
eskiden hayallerimi yazardım satırlarca,sayfalarca.
şimdiyse yazamıyorum çünkü hayallerimi kirlettiler..
bazı şeyler onunla başlamıştı.
onunla bitmeliydi.
ama bitemedi..
sahi : sayfalarca,düzinelerce,binlerce,tonlarca,zilyonlarca yazsam geçermi içimdeki bu "hiç"lik duygusu ?
bilemiyorum "keşke bilebilseydim" dediklerimin arasına giriyor bu sorununda cevabı.
insan yıkılıyor.
yıkılmıyor değil.
herkes bir gün herhangi biri tarafından yıkılacak elbet.
önemli olan bu yıkılışa değecek birini bulmak...
önemli olan bu yıkılıştan beraber kalkabilmek..
Kalkabildik mi peki ?
HAYIR..
işte o zamandan sonra sessizce seccademi alıp tevekkül etmem gereken Rab geliyor aklıma..
zaten ne zaman üzülsek o zaman aklımıza geliyor bizi yaratan
zaten ne zaman üzülsek o zaman açığa çıkıyor içimizde gizlemeye çalıştığımız benliğimiz.
ayetlerin manasını anca bu zamanlarda kavrayabiliyorum
"ben size şah damarınızdan daha yakınım"
Ya RABBİM diyorum ben bile bilemiyorken sen biliyorsun beni,içimden geçenleri..
'ben.. ben.. ben..' diye inlerken benliğim
hüznüm tarafından ele geçirilmişken dimağım
senin ayetlerin sarıyor fanilerin açtığı yaralarımı
o zaman anlayabiliyorum
SEN'den başka her şey geçici..
ellerimden tut Allah'ım
beni bana bırakma..
24 Ağustos 2014 Pazar
şeker portakalına yolculuk
Çocukluğumun en güzel anısı belkide kitapla olan tanışma serüvenim.harçlıklarımdan elde ettiğim o çok para kazanmışım duygusu,kitapçıya doğru koşmam o mis gibi sayfa kokuları..kitapları sevmeyenlerin alamadığı bir koku.sevenler içinse yeni doğmuş bebek kokusunu,fırından taze çıkmış ekmek kokusunu sollayan cinstendir...
Ama herkesin kendi içiyle bağ kurduğu özdeşleştirdiği elinden bırakamadığı bir kitabı vardır.
Benim kitabım da ŞEKER PORTAKALI..
Başladığım andan itibaren her sayfasında kendimden parçalar bulduğum o küçük görünümlü içinde bin bir denizi barındıran kitabı okuma heyecanımı şu yaşlara gelmiş olmama rağmen bir daha yaşayamadım.İnsanın hayatında bir elin 10 parmağını geçmez dedikleri türden yaşadığı dönüm noktaları vardır.İçlerini sızlatan bir hikaye,hüzünlendiren bir olay veyahut daha pozitif bir bakış açısıyla ele alırsak mutluluktan ne yapacağını bilemediği zamanlar..Sanırım bu kitapla tanışmam da benim için bir dönüm noktasıydı
Küçük ellerimle kavradığım ama büyüklüğü karşısında büyüdüğümü hissettiğim ilk kitap.
zézé'nin serüvenlerine gıptayla baktığım,dayak yediğinde gözümden yaşların geldiği ilk kitap.
mutlu olduğunu düşündüğüm anlarda yüzümde kocaman bir gülümsemeye neden olan, hayal kurarken yanındaymışım hissiyatını veren kitap.
Sanırım şimdiki psikologların,çocuk gelişim uzmanlarının "empati" diye inledikleri o duyguyu küçük yaşta tattığım ilk kitap..
İçimde edebiyata karşı duyduğum aşkın ana temasının bu kitaptan kaynaklandığını da itiraf etmeliyim..artık yazmaya başlamalıyım.
Bundan sonraki yazılarımda insanın içine bile itiraf edemediği "hiçliğin" kalıntılarıyla karşılaşacaksınız..
Ama herkesin kendi içiyle bağ kurduğu özdeşleştirdiği elinden bırakamadığı bir kitabı vardır.
Benim kitabım da ŞEKER PORTAKALI..
Başladığım andan itibaren her sayfasında kendimden parçalar bulduğum o küçük görünümlü içinde bin bir denizi barındıran kitabı okuma heyecanımı şu yaşlara gelmiş olmama rağmen bir daha yaşayamadım.İnsanın hayatında bir elin 10 parmağını geçmez dedikleri türden yaşadığı dönüm noktaları vardır.İçlerini sızlatan bir hikaye,hüzünlendiren bir olay veyahut daha pozitif bir bakış açısıyla ele alırsak mutluluktan ne yapacağını bilemediği zamanlar..Sanırım bu kitapla tanışmam da benim için bir dönüm noktasıydı
Küçük ellerimle kavradığım ama büyüklüğü karşısında büyüdüğümü hissettiğim ilk kitap.
zézé'nin serüvenlerine gıptayla baktığım,dayak yediğinde gözümden yaşların geldiği ilk kitap.
mutlu olduğunu düşündüğüm anlarda yüzümde kocaman bir gülümsemeye neden olan, hayal kurarken yanındaymışım hissiyatını veren kitap.
Sanırım şimdiki psikologların,çocuk gelişim uzmanlarının "empati" diye inledikleri o duyguyu küçük yaşta tattığım ilk kitap..
İçimde edebiyata karşı duyduğum aşkın ana temasının bu kitaptan kaynaklandığını da itiraf etmeliyim..artık yazmaya başlamalıyım.
Bundan sonraki yazılarımda insanın içine bile itiraf edemediği "hiçliğin" kalıntılarıyla karşılaşacaksınız..
Kaydol:
Yorumlar (Atom)